Eylül, 25 yaşında genç ve güzel bir kızdı. Uzun süredir sevgilisiyle birlikteydiler ve nişanlanmaya karar vermişlerdi. Her şey yolunda giderken, bir gün Eylül rahatsızlandı. İlk başta sadece hafif bir baş ağrısı vardı, ancak birkaç gün içinde durumu kötüleşti.
Eylül, doktora gittiğinde, ciddi bir enfeksiyon geçirdiği ortaya çıktı. Nişanlısı ona yardım etmek için elinden geleni yapıyordu, ancak Eylül’ün durumu kötüye gitmeye devam etti. Doktorlar, Eylül’ün yatağa bağımlı kalması gerektiğini söylediler. Eylül, sevgilisiyle nişanlanacakları günü sabırsızlıkla bekliyordu, ancak hastalığı onu engelliyordu.
Eylül’in nişanlısı, onun yanında kalmak için işinden izin aldı. Günler ve haftalar geçti, Eylül hala yatağa bağımlıydı. Nişanlısı ona her zaman yanında oluyordu, ona şarkılar söylüyor, kitaplar okuyor ve yemekler yapıyordu.
Bir gün, nişanlısı onu yatağından kaldırıp bahçeye götürdü. Baharın ilk günleriydi ve bahçede çiçekler açmıştı. Eylül, güneşin ışığını yüzünde hissederek, nişanlısına sarıldı ve ağladı. Ona “Beni çok sevdiğini biliyorum ve seninle nişanlanmak istiyorum, ama ne yazık ki şu an benim bedenim beni dinlemiyor” dedi.
Nişanlısı ona gülümseyerek, “Eylül, sen benim için en önemli şeysin. Seni sevdiğim için yanındayım ve seni ne kadar sevdiğimi söylemek için seni yatağından kaldırmaya bile hazırım. Seni seviyorum ve her zaman seninleyim” dedi.
Eylül, nişanlısının sözlerine gözyaşlarıyla karşılık verdi ve onun yanında olmanın verdiği güvenle iyileşmeye başladı. Birkaç hafta sonra, doktorlar Eylül’in sağlığına kavuştuğunu söyledi ve nişanlısıyla birlikte düğün hazırlıklarına başladılar.
Eylül, hastalığı sürecinde ne kadar sevildiğini anlamıştı ve nişanlısına olan sevgisi daha da büyümüştü. İyileştikten sonra, hayatının geri kalanında onu hep yanında olacak biri olduğunu biliyordu.
